28 Ekim 2010 Perşembe

Gündem; İto başkanı,rüşvet, kürtler, demoratikleşme hareketleri, 29 Ekim resepsiyonu,sapık polisler, kaçırılan çocuklar olmasına rağmen benim gündemim çok başka..

Kendimce üstünü örttüğüm tüm hayal kırıklıkları gün yüzüne çıkmaya başlamışken gündeme adapte olamıyorum..Yalnızlığımın içindeki kalabalık düşünce ordusu, hareketsiz ruhumun bedenime hapsedilmişliği iç dünyamın karmaşısını bitirip bu ülkede neler oluyor dememe engel..İş yerinde, sokakta, gezmede beynimi serbest bırakan sorular yanlız kaldığım ilk anda dev gibi karşıma dikilip hesap soruyor.Nerdesin, ne yapıyorsun, kime neye çalışıyorsun, neden seviyorsun ki onu,bu şehire seni bağlayan nedir? Bütün bu sorulara yanıt vermektense susmayı tercih ediyorum.Kendime bile verecek cevap bulamazken, siz sevgili dostlarım ne söylememi bekliyorsunuz.Öyle çok şey var ki içimde sustuğum,anlatılması güç ve  uzun.Bakın yine susuyorum..Sadece diyebilirim ki ; "bir kadın kapris yapıp alınganlaşıyorsa sorun yok.Bir çözüm aradığını gösterir bunlar..Bilki asıl sorun sustuğunda başlar" demiş bilenler..Evet öyle bir konu varki içimde bundan sonra hep susacağım..Her susma bir vazgeçiştir, bir terkediştir, bir kabulleniştir.



Sesimi bir çığlık gibi duymanızı isterken suskunluğumun derin sessizliğini duyacaksınız..Herkesin bir karanlık yanı vardır ya elinizi uzattığınızda ulaşamadığınız.Hah işte benim yok diyordum hep.Meğerse varmış, meğerse kimsenin bilmesini istemediğim, karıştırmasına izin vermediğim bir karanlığım varmış.Aklımın bir yanı dünyevi malzemelerle tıka basa doluyken bu kadar sıkıntıyı nerende barındırıyorsun demeyin.Aklımın bir yarısını bu konu diğer yarısını ise mutluluk veren objelerle doldurdum, ailem , arkadaşlarım, işim, eşim..O yüzden bu mutlu parçası ile uğraşın lütfen artık sormayın..Kendime verecek bir yanıt bulduğum gün tam karşınızda duruyor olacağım, dimdik, ayaklarımın tam da üstünde o zaman bütün bunların cevabı sizde olacak..Ama şimdilerde deli dolu rüyalarımla geçiştiriyorum bu durumu.


                                             " işte bu kurbağanın modunu yaşıyorum:) "


Güzel bir tatil öncesi bu melankoli halin nedir diye sormayın, sormayın işte..İçimizdekileri yazıyoruz dedik ya bunlar da oradalar..

25 Ekim 2010 Pazartesi

Kış modu..

"Basit biri değilim,Gözlerimi kanatırcasına ağladığım gecelerim var,kahkahalara sarılmış anılarım da..Herkes kadar dertli, bazılarından fakir, çoğundan zenginim.Küfemde taşıdığım hayallerim, söylenecek şarkılarım, paylaşılacak dostluklarım var.."

Kim yazmışsa yukarıdaki yazıyı sanki benim iç dünyamda kısa bir tur atmış ve olayı özetlemiş gibi görünüyor.Tweeter'da gördüğüm bu cümleyle başlamak istedim nedense..Çünkü bu aralar ki ruh halim bu..Değişik bir dinginlik, kış moduna hazırlık, dostlukların ortaya çıkışı ve bazı acıklı hikayeler..Ne çok mutluyum ne de çok mutsuz..Huzurluyum sadece bu.Tabii buna bitmek tükenmek bilmeyen akşam sefaları da sebep.Akşam sefası derken yanlış anlaşılmasın bar saz gezmeleri değil bunlar..Birkaç sevgili dostla yapılan (hani şu hep başka önemsiz olaylar için ihmal ettiklerinle:) ) özenle hazırlanmış güzel sofralardan oluşan ve en gec 11'de bitenlerden..
 Sevgiliden özenle ayrılınır, seni dinleyecek bir dost bulunur kadim olanlardan:) Konuşulur konuşulur sonra konudan bıkılır ve dünyaya dönülür..Tatil planları farklı etkinlik talepleri değerlendirilir..Hah işte biz de bunu yapıyoruz.Bengü Kıbrıs'a gitmek ister , Melis pasta yapma kursuna:)Ben mi ne istiyorum..Onu şuanda bilemedim..Sadece biraz sorumsuzluk yapmak istiyorum.Sabah keyfimce uyanmak ama gözlerimde Küçük Sırlar'daki Ayşegül'ün koruyucularından var..Perdenin arkasından sızan bir güneş havanın mükemmelliğini anlatıyor..(Kış geldi demeyin Antalya'da kışlar günü birlik piknikçiler gibidir, gelir ve akşam gider..) Kalkıcam en sevdiğim arkadaşlarımla denize nazır bir kahvaltı yapıcam..Biraz alışveriş merkezinde dolaştıktan sonra spor salonuna giricem, saat tutmadan gönlümce yapıcam..Çıkıcam, eve gidicem ee biraz siesta lazım değil mi? Biraz dinlenicem sonra hazırlanıcam kuaföre gidicem güzel bir akşam yemeği için sora da gelip uyuyacağım.Ertesi gün de aynı planlar ama bu sefer akşam evde, dostlar yine yanında tabi..Günler böylece birbirini kovalasa nolurki? Kime ne zarar veririm öyle değil mi?Ha bu arada maaşımda düzenli olarak yatsın lütfen:) Ne için derseniz hayatta varım, sizlerleyim ya yetmez mi? :) Tabiki bunlar yine hayal ben yine bu devasal şatonun en altındaki küçük ama bi okadar şirin ofisimde dünyalar iyisi Melis'le çok keyifli vakit geçiriyorum, diyebilmeyi gerçekten çok isterdim :) Üzgünüm Melis bunları söyleyemiyeceğim.Ruh ve sinir hastalıkları hastanesi odalarına benzeyen bu ofiste, senin bitmek tükenmek bilmeyen telefon görüşmelerinden çok sıkılıyorum.Ve biliyorum ki sen de benim bu sanal dünyamdan bunalıyorsun ne yapıcaz bilemedim :)

İşin özü biz bu kış moduna ofiscek girdik ama şehrimiz henüz giremedi..Bugün Pazartesi olmasına rağmen keyfimizin sebebi ise perşembe yarım, cuma tam gün izinli olmamız, çarşamba da bir acenta ziyareti hop hafta bitti..Ay Ağustos bitti derken gördünüz mü başımıza geleni Kasım geldi :)  Bu "kasım geldi" cümlesi bana Kasımda Aşk Başkadır filmi anımsattı.Her ay biri sevgilisi oluyordu ya Kasım geldi değince "ay hani nerede" diye bi duyguya kapıldım..Şaka bir yana huzur dedim arkadaşlar, merak etmeyin uzunca bir müddet kimse olmayacak..Biraz gezme, biraz alışveriş, biraz spor ve tabiki biraz diet, işte tüm kış için planım bu..

Sadece kış modu ve huzur..



Sevgiler..

13 Ekim 2010 Çarşamba


Yazdan kalma bir resim geldi elime birden..İrili ufaklı altı tane kuzen kardeş..Bu ekibi bir araya getirmek çok zor oluyor..Farklı şehirlerde ikamet eden bu güzel kızlar :) Antalyada buluştu..Sol baştan Gülçin, ben, Olcayy, Özlemm,Büşra, Gökçe..En baştaki sarışın mutluluğu hala arıyor, eminim çok yakında doğru kişiyi bulacak..Ben zaten herşeyimi yazıyorum, Olcay evli, çocuklu:)Özlem psikolog falci kendisi hariç herkese yardımcı:) Büşra heycanlı keklik:) onda da var işler..Gökçe dominat heyecanlı panik atak..Mutluluğu fazlasıyla hakeden altılı..





Ofisimiziin ilk halleri..Bu resimdeki yedi kişi de artık burada değil..Özlüyorum ilk günleri yıl 2008..Ama bu resmi koymamın amacı özlem değil, şuh kadın Melis'i kendine getirmek..Belki bu nostaljik fotograff onu kendine getirir..Sizden utanır da bişeyler yapmaya karar verir...



Evet bu karede sevgili arkadaşımız Şeyda'nın düğününndenn..Sarışın işkolik Elvan'cığma ithafen koydumm O anladı:)


Canım, kanım, kardeşim, arkadaşım, sırdaşım ,yoldaşım Denizz..Unutulmaz hikayelerimin başrol oyuncusu..Her bunalımın ve sevincin yegane bekçisi.."Öğretmenimizzz öğretmenimizzz" bu kelimeler yeterlidir Denizi'im anladın sen Bodrum 2010 ,Bodrum 2009 dokuz kadar heyecanlı olmasa da Çok güzeldi..

Sevgiler..

Yeni bir başlangıç..

Dev gibi bir kitabın kapağını açmak kadar heyecanlıdır başlangıçlar...Bir bitişin sonunda yaşanıyor olsa da her başlangıç güzeldir..Üzerimde bulunan ölü toprağını  ki dört senemi aldı; şu sıralar aldığım nihai kararlar ile atıyorum..Yeni bir hayata başlıyorumm..Değişime sırasıyla işimden, işimin bulunduğu sektörden, sevgilimden , evimden başlayarak adımlar atıyorum.Önceki mail adresleri , internet hesapları ve aklıma gelen herşeyi değiştiriyorum:) Bi önceki yazımda bahsettiğim ve kimseyi tanımadığım sahil kasabasına gidemeyecegimi anlayınca ben de yapabileceklerim üzerinde durdum ve yapıyorum..Sen dünyayı kendi etrafında döndüğünü sanan, çok bilmiş, aitlik kargaşası yaşayıp ne olacağına karar veremeyen,bunalım karakter, dışardan bakıldığında insan'a benzeyen şey, seni gönderdim gitti..Sevgili işim; ne uzuyorsun ne de kısalıyor, dünyanın en'lerini taşıyorsun ama "BENİ" taşıyamıyorsun, seni de gönderdim gitti..Gelsin sevgili mesleğim; toplantısız, event'siz, kavgasız gürültüsüz, telefonsuz , pıtırcıklar..Uzun bir tatile çıkacağım, sadece sevdiğim ve görmek istediğim insanları bulacağım.Ayıp olmasın diye görüştüklerim olmayacak aralarında..Numaralarımı değiştiriyorum sadece ben istediklerimle görüşeyim diye..Orhan Pamuk'un Füsun'u varsa sizinde Mavi'niz var:)

Gelelim yeni hayata..Süprizlerle dolu, neşeli, heyacanlı insan, hissediyorum herşey çok güzel olacak..Stressiz işim, eşim, sevgili dostlarım..bazı insanları tanımak için yakınlaşmak değil, uzaklaşmak gerekiyor ya bende bunu yaptım ve tuttu..Şimdi ise farklı dertlerim var; güzel, çirkin, şişmαn, zenci, αvrupαlı, zengin, fαkir tüm dünyα kαdınınlαrının ortαk tek bir derdi vαr: Giyecek hiçbir şeyimz yok. :)Bu piskolojiden nasıl kurtulacağım bilemiyorum.Kış kendini bir hissettirip bir kaçtığı için ne giyeceğim derdi çok yoğun olarak etrafımda.Kışlıklarım çok kışlık baharlıklarım da cok yazlık arada kaldım anlayacağınız..

Süper kadın Melis, gizemli Bengü ve çılgın kız Meslina ile Migros'u talan etmemize ragmen buhavayı karşılayacak hiçbir şey bulamadık.Elbise var kolsuz kalın , elbise var uzun kollu ama yazlık..Zaten bu ekiple takıldığımız hergün minimum 2000 kalori:) Bu da ayrı bir dert :) Melis'in babasından çarptığı dev jeepin içinde üç dev kadın ve bir ufaklık Antalya'da yaptğı manevralarla eminim çok konuşulmuştur:)Sola sinyal veren arabanın solundan geçmeye çalışan, sağa dönceğimiz yerde sağda durup, soldaki arabaların bizi beklemesine ragmen geçmelerini bekleyen Melis bir günde ün'e kavuştu..Çok güldük çok eğlendik..Sheakspear'de Meslina Hanımın yaptığı gaflar ve espriler henüz dört yasında olan bir çocuğa göre çok üst olsa da çok eglendik.

Şimdi sen ne yazdın derseniz içimdekileri döktümm, değişimlerden haberdar edeyim dedimm..

Şimdilik bukadar, herkese mutlu baharlar:)

2 Ekim 2010 Cumartesi

merhabalar...
Sonbahar diye midir nedir ya da bir cumartesi gecesi bu saatte (23:24) hala çalıştığım için midir bir bunalım hali hüküm sürmekte iç dünyamda..Buraya ilk yazımda bu hissiyatla başlayıp böle gri bir modda başlamayı hiç hayal etmemiştim..Yaz boyu yaptığımız uzunlu kısalı tatillerden çekildiğimiz güzel fotoğraflarımızla geçen geyiklerimizden bahsedip kahkahalarımıza sizi de ortak edecektim ama bir daha ki sefere inşalah..Yine anlamsız bir grubun anlamsız gala gecesinde arkadasım Melis oradan oraya koşturuyor..Aslında başkasına ait olan bu gruba yeni dahil olan Melis ve ben konuya alışmaya çalışıyoruz.Ama daha çok Melis:) Melis heyecanlı biraz panik atak, tok sesli , baskın karakterr  evli çocuklu:) İşveli kahkasıyla bütün ofisi ayağa kaldıran sarışın kızz..Bak şimdi ondan bahsedince farkettiyseniz gülmeyi başardım.bu ekip tabi ben ve Melis'den oluşmuyor.Bengü ve Ebru da var..Bengü bunalımların esrarengiz kızı..İçmeyi de çok sever sağlam içer ama elinden Yasin kitabı da düşmezz..Hep değişik hikayeleri ve gizli bir tatarfı vardır dünyevi olmayan..Ebru İtalya seyahatinden yeni dönen mavi gözlü güzel..Bu da evli çocuklu:) bu üç kızın ortak bi özelliği var ama söylemeyeceğim..Onlar anladı, söylersem beni döverler..

Bu şehirde sıradan iş günlerinin sonunda buluşan bu muhteşem dörtlü kahkahaları ve bitmek bilmeyen dedikodu ve hikayeleriyle girdikleri her ortamda gereğinden çok dikkat çekiyor..onlardan ve hikayelerimden gelecek yazılarımda bolca bahsedeceğim.
Neyse ben konuma dönüyorum.Yine bulunduğum ortamı, evi, işimi şehrimi  belki de elimden gelse ülkemi değiştirmek istediğim nadir zamanlardan birini yaşıyorum..Hiç tanımadığım bilmediğim bir cografyada, beni hiç tanımayan ve hatta dilimi bilmeyenlerin çoğunlukta olduğu biryere göç etmek istiyorum..Hayatınız çok sıradan ilerlerken birşey olur kalırsın.. Aslında çoğu için sıradan incir kabuğu bile değil belki ama beni etkiliyor işte..

Açık açık içimdeki herşeyi  yazıp dökmek isterdim ama Pucca değilimki isimler var herşey var yazabilmirem.Azeri arkadaşlarım yüzünden şivemde değişti..Neyse çılgın sarışın Melis gidiyoruz diyor bu yarım kalan ne anlattığımı anlamadığınız benimde anlamadığım yazıyı sonlandırıp en kısa sürede size döneceğimm..

Beni özleyin anacımm:) (Bari siz özleyin)